Mimarisiyle Öne Çıkan En Güzel Opera Binaları

Mimari yapıların dikkat çekiciliği ve güzelliği göz önüne alındığında opera binaları genellikle bir şehrin en ihtişamlı yapıları arasındadır. Dünyanın en güzel opera binaları sadece önemli tenorları, baritonları, sopranoları ağırlamak için değil bir şehrin ulaştığı yüksek kültür, güç ve zenginlik seviyesini göstermek için inşa edilen yapılardır. İster müzikal bir deneyim için gitmiş olun ya da sadece turistik bir mekan olarak ziyaret edin, bu muhteşem Mimarisiyle Öne Çıkan En Güzel Opera Binaları gezinizin en cezbedici uğrak noktası olmayı başarır.

Macaristan Devlet Opera Binası, Macaristan

Mikós Ybl tarafından tasarlanan ve 1884 yılında tamamlanan Devlet Opera Binası, Macar mimarın en büyük başarısı olarak kabul edilir. Neo-Rönesans yapısı, ülkenin en tanınmış sanatçıları tarafından yaratılan resim ve heykellerle süslenmiştir. Binanın en dikkat çeken ögelerinden biri tunçtan yapılmış olan devasa avizesidir. Giriş bölümünü boydan boya kaplayan heykeller, usta heykeltraşlar Franz List ve Ference Erkel’in usta ellerinden çıkmadır. Muhteşem akustiği ile anılan Macaristan Devlet Opera Binası, Gustav Mahler ve Otto Klemperer gibi dünyaca ünlü bestecileri ağırlamıştır.

Metropolitan Opera House, Amerika Birleşik Devletleri

Dünyanın dört bir yanındaki opera severlerin “Met” olarak isimlendirdiği New York, Lincoln Center’daki Metropolitan Opera Binası, dünyanın en başarılı opera sanatçılarının önde gelen performanslarını sergiledikleri özgün ve yenilikçi prodüksiyonlarıyla ünlüdür. Mimar Wallace K. Harrison tarafından tasarlanan tiyatrodaki modern tasarım, bir dizi büyük kemere sahip beyaz bir traverten cepheye sahiptir. Mükemmel akustiği ve izleyecilerine sunduğu yüksek görüş alanı sağlayan oturma düzeniyle Met, 1966’da açıldığından beri modern opera binası mimarisinin en iyi örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Teatro Colon, Arjantin

1908 yılında Verdi’nin Aida performansıyla izleyicilerle buluşan Buenos Aires’teki Teatro Colon, seçilen bir grup özel mimarın bir araya gelmesiyle tasarlanır. Bu birden farklı mimarın bakış açısı, yapıya farklı dönem ve akımları içerisinde taşıyan eklektik mimari özelliklerini kazandırır. Yaklaşık 2500 koltuk ve 1000 kişilik ayakta izleme alanına sahip olan Teatro Colon, 1973 yılında Sydney Opera Binası tamamlanana kadar dünyanın en büyük opera binası ünvanına sahiptir. Ünlü tenor Luciano Pavarotti, “Eğer biri birşeyleri yanlış söylerse burada anında farkedilir.” diyerek salonun mükemmel akustiğinden övgüyle söz eder.

Teatro di San Carlo, İtalya

Napoli’deki Teatro di San Carlo, Avrupa’nın en eski, sürekli aktif opera binası olma ünvanını elinde bulundurur. Bourbon Kralı Charles tarafından inşa edilen opera binası şehrin meydanında yer alır ve kraliyet sarayına bağlanmaktadır. 1737’de tamamlanan opera binası, kendisinden sonra gelen opera binası mimarilerinin takip etmelerini sağlayan bir standart niteliği taşır. Altı kademeli oturma alanları, at nalı biçiminde düzenlenen orkestra bölümü, kraliyet için düzenlenen özel loca kısmı ile dönemin özgün mimari örneklerindendir. Milyonlarca dolara mal olan yenileme çalışmaları 2010 yılında tamamlanarak salon yeniden kullanıma açılmıştır.

Viyana Devlet Opera Binası, Avusturya

Daha çok Staatsoper olarak bilinen Viyana Devlet Opera Binası, 1869’da Mozart’ın “Don Giovanni” performansıyla açıldı. Eduard van der Nüll ve August Sicard von Sicardsburg tarafından neo-rönesans tarzda tasarlanan Viyana’daki bu görkemli bina, İkinci Dünya Savaşı sırasında kısmen bombalanarak tahrip olur. Karşılaştığı büyük tahribat sonrası restorasyon çalışmaları 1955’e kadar sürer. Dünyaca ünlü Viyana Filarmoni Orkestrası’na sahip olan operanın müzisyenleri de en az opera sanatçıları kadar değer görmektedir. Opera binası hem sergilediği çok sayıda çocuk oyunuyla hem de ziyaretçilerine gösterimden hemen önce sunduğu uygun fiyatlı biletleri sayesinde operayı daha geniş kitlelere duyurmasıyla biliniyor.

Manaus Opera Binası, Brezilya

Amazon Tiyatrosu olarak da bilinen Manaus Opera Binası, yağmur ormanlarının kalbinde bulunan bir opera binasıdır.
Dünyanın dört bir köşesinden gelen malzemeler ile Amazonlarda kauçuk ticaretinin yükseldiği dönemde inşa edilir. Yapı inşasında kullanılan mobilyalar Paris’ten, mermerler İtalya’dan ve çelikler İngiltere’den getirilir. Binanın dış kısmındaki kubbe, Brezilya ulusal bayrağının renklerini taşıyan 36.000 adet seramik fayans ile kaplanır. İlk performans 1897’de bir İtalyan operası olan La Gioconda ile yapılır. Kauçuk ticareti azalıp Manaus ana gelir kaynağını kaybedince bina kullanıma kapanır ve 1990 yılına kadar yaklaşık 90 yıl süreyle kapalı kalmıştır.

Sidney Opera Binası, Avusturalya

Avustralya’nın simge yapılarından biri olan Sidney Opera Binası, dünyanın en prestijli sahne sanatları merkezlerinden biridir. Yirminci yüzyıla ait bir mimari şaheser olarak kabul edilen Sidney Opera Binası, mimar Jørn Utzon tarafından büyük bir yelkenli gemi siluetini yansıtacak şekilde tasarlanır. İsmi bir opera binası olarak geçse de içerisinde birçok farklı performans mekanı barındırır ve mimarisinin bir parçası olan ön avlusu, çok önemli bir açık hava salonu işlevi görmektedir.