Herkese merhaba. Bugünkü yazımda sizlere Türkiye’nin en önemli ama seyahat için pek de tercih edilmeyen rotası olan Çorum’daki Alacahöyük’ü anlatmak istiyorum. Belki bu yazımdan etkilenirsiniz ve sizler de bu hazineyi görmek istersiniz.

Alacahöyük’ün tarihçesini anlatmadan önce sizlere buraya nasıl gittiğimi anlatmak istiyorum. Hem kısa hem de komik bir hikayesi var çünkü. Biliyorsunuz ki pandemi dönemindeyiz ve yasaklar mevcut. 2020 yılının Ağustos ayında arkadaşımın düğünü vardı. Takdir edersiniz ki en yakın arkadaşınız olunca bu düğünü kaçırmak olmazdı. İşte bu vesileyle Çorum’a gittik. Tedbirler kapsamında düğünü yaptık ve her şey güzeldi. Ancak sizler de biliyorsunuz düğünlerden sonra inanılmaz yorgun oluruz. Buna rağmen ertesi sabah arkadaşlarıma yalvardım Boğazköy’e gidelim diye. Bilmeyenler için belirtmek isterim, ben İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı’ndan mezunum. Yani arkeoloğum. O yüzden bu kadar yalvardım arkadaşlarıma. Onlar da bir daha mı geleceğiz Çorum’a diyerek bu harika fikrime uydular ve yola çıktık. Tabi biz uyku mahmurluğu içerisinde navigasyona yanlış rotayı girmişiz. Çorum merkezden yola çıktık ve yarım saat sonra kendimizi Alacahöyük’te bulduk. Yalnız şöyle bir sorun da vardı. Öğleden sonra uçağımız vardı, yetişmemiz gerekiyordu. Bizler de vakit kaybetmemek için Alacahöyük’ü gezelim dedik. İnanın hayatımda hiç bu kadar hızlı bir şekilde ören yeri ve müze gezmedim. Gezinin sonunda da iyi ki de yanlışlıkla gelmişiz de bu harika yeri görme fırsatı bulmuşuz dedik. Sizi daha fazla hikayeyle sıkmadan Alacahöyük’ün tarihini anlatmaya başlayayım.

Alacahöyük W.Hamilton tarafından 1835 yılında keşfedilmiştir. Alacahöyük’te ilk kazılar, 1907 yılında Theodor MAKRİDİ BEY tarafından İstanbul Müzeleri adına yürütülmüştür. Türkiye Cumhuriyet’nin kuruluşundan sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilen direktifler doğrultusunda Türk Tarih Kurumu tarafından ilk Türk Kazısı olma özelliği taşıyan Alacahöyük’te kazılara, 1935 yılında Remzi Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. Günümüzde de Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr. Tayfun Yıldırım başkanlığında kazılar yürütülmektedir.

Alacahöyük yerleşim yeri açısından küçük olmakla birlikte içerisinde birçok alanı barındırmaktadır. Sfenksli Kapı’dan içeriye giriş yaptıktan sonra  Eski Tunç Çağı Mezarları, Küçük Mabet, Potern (askeri amaçlı yapılan gizli geçitler), Dinlenme Alanı, Maden Atölyesi, Silolar (tarımsal ürünlerin depolandığı ambar), Mabet ve Vagon-Dekoviller yer alır. Ayrıca çocuklar için de eğlenceli tabelalar yaparak onların da arkeolojiyi sevmesi desteklenmiştir.

Alacahöyük, dört uygarlık katmanını da içerisinde barındıran bir ören yeridir.

  • Birinci katmanda; Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu-Osmanlıdönemlerine ait bulutular yer almaktadır. Aynı zamanda Geç Frig çağında höyüğün her yanı iskan edilmiş olup küçük evlerden oluşan yerleşimler bulunmuştur.
  • İkinci katmanda; mabed, büyük yapılar, özel-blok evler, sokaklar, büyük ve küçük su kanalları, şehir suru, biri kabartmalı ortostatlarla (duvarların alt kısımlarına inşa edilen büyük kare bloklar) ve sfenkslerden oluşmaktadır.

Sfenksler yaklaşık 2.5 metre yüksekliğinde, porfir taşından yapılmışlardır. Kütlesel, detaysız yapılmışlardır. Bu kapı özel kişiler için kullanılmaktadır. Halk, Doğu’daki kapıdan giriş yapar. Kapının iç kısmında da tasvirler mevcuttur. Kapının girişinde sağ alt tarafta çift başlı kartal motifi bulunmaktadır.

Kanatları açık çift başlı kartal, düşmanlar için güç göstergesi olarak yapılmıştır. Bu nedenden dolayı da mühürlerde de tercih edilen bir motif olmuştur.

Sfenksli Kapı’nın dışındaki ortostların detaylarından bahsetmek istiyorum. Böylece gezerken motiflerde neler anlatıldığını daha kolay anlayabilirsiniz. Sol tarafındaki yani Batı kanadındaki  ortostadın konusunda Hitit kralının yönettiği kutsal tören anlatılmaktadır. Fırtına Tanrısı’nın kutsal hayvanı olan boğa heykeli O’nu temsil etmektedir. Sunağın karşısında Hitit Kralı Mutavalli ve Kraliçesi Danuhepa/Tanuhepa görünmektedir. Selam verir şekilde tasvir edilmişlerdir. Bu tasvirin hemen arkasında kurban sahnesi yer alır. Kurban sahnesinin ardından da üçlü grup dua eder şekilde betimlenmişti. Üçlü gruptan sonra müzisyenleri görmekteyiz. Son blokta da yine boğa tasviri görmekteyiz ancak bu blok bitmemiştir.

Kapının sağ tarafında yani Doğu kanadında yer alan ortostlarda tahtta oturan tanrıça figürü bulunmaktadır. Elinde kutsal içkiyi tutmakta ve karşısındaki üçlü grup ona dua etmektedirler.

  • Üçüncü katmanda; Eski Tunç Çağı’na ait (M.Ö. 2500-2000) Hitit kültürüne yol gösteren Hatti Uygarlığı’na ait hanedan mezarları, bu çağın en önemli buluntularıdır. Mezarlar, özel olarak ayrılmış bir alanda yer almaktadır. Dört tarafı kirişlerle kapatılmış, içerisinde kurban edilmiş sığır başları, bacakları yerleştirilmiştir. Altın, gümüş, bakır, elektrum, tunç, demir ve değerli taşlardan oluşan zengin ölü hediyeleri hanedana ait olduğunun kanıtıdır.
  • Dördüncü katmanda; Geç Kalkolitik Çağ’ı yani ana toprak üzerine kurulmuş ilk uygarlığı yansıtmaktadır.

Alacahöyük Müzesi

Alacahöyük’te ilk yerel müze, 1940 yılında açılmıştır. 1982 yılında ören yerinin hemen yanına inşa edilen müze 2011 yılında yeniden düzenlenmiştir. 1935 yılında başlayan kazılarda açığa çıkarılan eserler, kazı başkanlarının adlarının verildiği salonlarda sergilenmektedir.

Umarım bu yazımda sizlere Alacahöyük’ü en iyi şekilde tanıtmışımdır. Kesinlikle ziyaret edilmesi gereken en önemli ören yerlerimizden olduğunu bir kez daha belirtmek isterim. Kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın.

Instagram hesabı: @ahenkkanalan

Mail: ahenk.kanalan@outlook.com

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin