Muhteşem gölleriyle, küçük denilebilecek, pek de kalabalık olmayan tatlı mı tatlı çarşısıyla Karadeniz’in Bolu şehri benim ilk seyahat deneyimimde bana ev sahipliği yaparak benim için oldukça önemli bir yere yerleşti. Adana sıcaklarının en yüksek seyrinde olduğu Ağustos ayında Adana’dan yola çıkmış bir üniversite öğrencisi olarak 10 saatlik bir otobüs yolculuğu sonunda otobüsten indiğim o ilk andaki ılık esintisiyle içimi huzurla kaplayan bu şehir, içimdeki heyecanı daha da canlandırarak bütün yorgunluğumu bir anda alıverdi. Sonra ne mi oldu?  Orada tam 3 gün geçirdim. Benim için harika bir deneyimdi. Serin Karadeniz’in sıcakkanlı ve samimi insanları bu şehri sevmemi sağlayan nedenlerden yalnızca biriydi.

Bolu deyince akla Yedigöller, Abant, Gölcük ya da Kartalkaya gibi doğal güzellikler geliyor.Ama ne yazıkki tahmin edilebileceği üzere 3 güne bütün bu doğa harikası yerleri gezmeyi sığdıramadım. Bu etrafı yüksek dağlarla kaplı yemyeşil şehirden dönerken, buraya tekrar gelmeliyim diyerek ayrıldım. Hem bu 3 gün içinde gezemediğim yerleri görebilmek hem o içimi huzurla kaplayan havasını içime tekrar çekebilmek hem de bu şehrin güzelliklerine bir de kış mevsiminde tanık olabilmek için  bu muhteşem şehre geri dönecektim.

Şimdi biraz gidip gördüğüm bu doğal güzelliklerden bahsetmek istiyorum:

Abant Gölü ve Tabiat Parkı

Çam ve köknar ağaçları ile çevrili bir heyelan set gölü olan Abant Gölü,Bolu denince akla ilk gelenlerden. Oldukça turistik bir nokta olmakla birlikte doğayla buluşmak isteyenlere muhteşem manzaralar sunuyor. Girişte cüzi bir miktar ödeme yaparak tıpkı ben ve seyahat arkadaşlarım gibi siz de uzun yürüyüşler yapabilir ya da bisiklet kiralayarak gölün kenarında temiz havayı kalbinizin en derinliklerinde hissedebilirsiniz ve bunların yanı sıra harika fotoğraflar da çekebileceğiniz Abant Gölü’nde hiç unutamayacağınız güzellikte, doğayla iç içe bir gün geçirebilirsiniz.

 

 

 

 

 

Günün sonunda yöresel ürünler satan köylülerden alışveriş yapmayı da düşünebilirsiniz. Ben ıhlamur ve adaçayı almıştım 😊

Gölcük Tabiat Parkı

Bolu deyince akla gelen bir diğer doğal güzellikse Gölcük. Hani sık sık karşımıza çıkan, koca bir gölün kıyısındaki yalnız ve huzurlu ev fotoğrafı var ya işte o fotoğraf Gölcük Tabiat Parkının en ikonik fotoğrafı.Tabii ki ben de oraya gittiğimde bu kartpostal tadındaki fotoğraftan bolca çektim.

Yeşilin her tonunu içinde barındıran Gölcük Milli Parkına cüzi bir miktar ödeme yaparak girebilir ve doğayla içiçe muhteşem bir gün geçirebilirsiniz.

Ayrıca bu park ziyaretçilerine bir çok seçenek sunuyor. Orada bulunan kafelerde zaman geçirebileceğiniz gibi ben ve arkadaşlarımın yaptığı gibi piknik yapmayı da düşünebilirsiniz.

 

 

Bolu Merkez Çarşı

 

Gelelim arabaların uğramadığı tatlı mı tatlı sokaklara… Bolu’nun küçük çarşısında rahatlıkla yürüyebilirsiniz çünkü bu çarşıya arabalar uğramıyor. Evet,yanlış duymadınız bu çarşı kapılarını sadece yayalara ya da bisikletlilere açıyor. Ki bu, Adana gibi büyük ve kalabalık bir şehirden gelmiş bir genç için oldukça etkileyici bir durum diyebilirim. Ayrıca kalabalık olmayan bu şehirde merkezde dolaşmak çok keyifli…

 

Bir de Bolu’nun meşhur lezzetlerine göz atalım :

Bolu’ya geldiğimde şanslıydım ki bir yıldır burada yaşayan en yakın arkadaşım bana rehberlik etti. Dolayısıyla “Nerede ne yenir? En lezzetli yer neresi?” bunlara ulaşmak çok da zor olmadı benim için.

Gerekirse her gün pizza yiyebilecek biri olarak Bolu’nun en meşhur pizzacısı olan Nüfren Pizza’dan bahsetmeden geçemeyeceğim. Hayatımda yediğim en lezzetli pizzalardan birinin Bolu’da olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Bu pizzanın lezzetini elbette buradan anlatamam fakat şunu söylemeliyim ki çıtır çıtır ve harika lezzetlerin bir arada toplandığı efsane bir pizzası var.  Nüfren, kesinlikle Bolu’ya tekrar gittiğimde uğrayacağım ilk duraklardan birisi.

Bolu’da tadılması gereken bir diğer lezzet ise yoğurtlu gözleme. İster patlıcanlı ister patatesli gözlemenin yoğurtla servis edildiği müthiş bir lezzet cümbüşü. Tabii ki bunlar seçeneklerden sadece ikisi. “Peki yoğurtlu gözleme nerede yenir?” sorusu aklınıza gelmiş olabilir diye  söylüyorum;

Oklava ya da Kubbealtı bu olağanüstü lezzeti tadabileceğiniz en güzel yerler bence.

Yemekleri yedik karnımızı doyurduk şimdi sıra tatlıya geldi. İşte arkadaşlarımla Bolu’nun en güzel tatlısını yediğimiz yerin ismini veriyorum; “Numune Pastahanesi

E tabii bir kahve tutkunu olarak en iyi kahveciye uğramadan da dönemezdim : Arkadaşımın ilk bulduğumuz fırsatta bizi götürdüğü Ve Kahve…Tarihi görünen binasıyla samimi ve otantik sayılabilecek bu kahvecide çok sıcak ve bol sohbetli bir akşam geçirdik. Ve sohbetlerin de kahvenin de tadı damağımda kaldı diyebilirim. Size bu kafeyle ilgili bir ilginç bilgiden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu bina çok eskilerde hamam olarak kullanılıyormuş ve bina, olduğu gibi kafeye çevrilmiş.

Son olarak Bolu’dan dönmeden önce en az birkaç kez uğradığımız Bolçi adı verilen çikolata mağazasından bahsedeyim. BolÇi Bolu Çikolatalarının kısaltılmış hali diyebilirim. Bu mağazada kendine has bir çok çikolata çeşidine rastlamak mümkün. Eve dönmeden önce bu leziz çikolatalardan hepimiz birer kutu almayı ihmal etmedik. Çünkü bu nefis çikolataları sevdiklerimizin de tatmasını çok istedik.

Bir gün olurda yolunuz Bolu’ya düşerse Bolçi tadında güzel bir gezi olmasını dilerim. Hı bu arada Bolu’ya benden de bolca selam götürmeyi aman sakın unutmayın. Bir başka yazıda görüşmek üzere <3

İnstagram kullanıcı adım : itsmepetek

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin